Şeytan, melek, cin, Allah gibi şeyleri göstermek mümkün olmadığına göre hiçbiri yoktur. Ahirette öyledir. Gittin mi Nereden Biliyorsun ?

Şeytan, melek, cin, Allah gibi şeyleri göstermek mümkün olmadığına göre hiçbiri yoktur. Ahirette öyledir. Gittin mi Nereden Biliyorsun ?

(Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) sözü, çok basit, çok yanlış, ilme  de aykırı olan ilkel bir sözdür. Bir şeyin yokluğunu ispat etmedikçe, o şeye yok demek bilimsel değildir. Bir evin arkasında üç kişi var dense, biz görmediğimiz için hemen yok dememiz ilmî olmaz. Ateistlerin, en azından, (Göremediğimiz için yok da, var da diyemeyiz) demeleri gerekirdi. Bir kalemde, (Görülmeyen şey yoktur) demek, art niyetin, ateistliğin ürünüdür.

İkinci bir husus, göz tek başına her zaman bir ölçü olabilir mi? Göz neleri görür, neleri göremez? Görünüşe aldanmamalı. Akıl, çok zaman gözün yanlışını çıkarır. Gözle pencereden Güneş’e bakınca, Güneş, bir tepsi kadar görülür. Fakat akıl, Güneş’in Dünya’dan büyük olduğunu söylüyor. Gözümüzün aldandığı açıktır. Meleğe, şeytana, cine, nazara inanmayan, elbette, (Ben gözümüzün gördüğüne inanırım. Güneş, top kadar küçüktür) diyemez. Diyemediğine göre, göz her zaman ölçü olamaz. Görmediği şeye yok diyemez.

Gözle görülmeyen şeylerin yok olduğunu söylemek, akla değil, his uzuvlarına [duyu organlarına] tâbi olmak demektir. Hayvanlar duyu organlarına tâbi olur, insanlar ise, akla uyar. İnsanların duyu organları, hayvanlarınkinden daha geridedir. Köpek çok kuvvetli koku alır. İnsan, bu kadar koku alamaz. Gecenin zifiri karanlığında yarasa gibi hareket edemez, kedinin gördüğü gibi karanlıkta göremez.

Mıknatısın manyetik gücünü gözümüzle göremiyoruz. Fakat demiri çekmesinden mıknatısta bir güç olduğunu anlıyoruz. Kumanda âletiyle, TV’yi veya arabayı açıp kapatıyoruz. Kumanda âletinde gözümüzle görmediğimiz bir güç, bu işleri yapıyor. O hâlde, hisse değil, akla değer vermek lazımdır.

Lazer ışınlarıyla çeşitli ameliyatlar yapılıyor, demir kesiliyor. Bu ışınları, manyetik dalgaları gözümüzle göremiyoruz. Göremediğimiz için bunlara yok demek akla, ilme uygun değildir.

Bir teldeki elektrik akımını gözümüzle göremiyoruz. Fakat yaptığı işlerden, mesela elimizi dokunduğumuz zaman, bizi çarpmasından, içinde cereyan olduğunu anlıyoruz. Gözle görmediğimiz için cereyanı inkâr etmek mi gerekir?

Yer çekimini de gözümüzle göremeyiz. Fakat cisimlerin havaya doğru değil de, yere doğru düşmesinden yerde bir çekim kuvvetinin olduğunu anlıyoruz. Karanlıkta göremediğimiz gibi, çok kuvvetli ışıkta da göremeyiz.

İnsandaki ruh yani can denilen bir varlığı da göremiyoruz. Ancak insanları ayakta tutup hareket etmesini sağladığı için onun varlığını anlıyoruz. Ölünce, (Canı çıktı) diyoruz.

İyiyi kötüden ve hakkı bâtıldan ayıran insana akıllı diyoruz. Hâlbuki aklı da göremiyoruz. Görülemeyen şeyi inkâr etmek, ilme aykırı bir sapıklıktır. Bu ahmaklığı da, ancak ateist olan yapıyor.

Gözle görülmediği hâlde, mevcut olduğu akılla anlaşılan çok şey vardır. Bazı kimseler, bir şeye bakıp beğendikleri zaman gözlerinden çıkan şualar, canlı cansız şeylerin bozulmasına sebep oluyor. Fen, belki bir gün, şuaları ve tesirlerini daha iyi açıklayacaktır. Nazar gözle görülmez, ama diğer tesir eden şeyler gibi neticesinden anlaşılır. Toplumda, nazarı değen insanlar vardır.

Akıl göze değil, göz akla bağlıdır. Göz her şeyi göremez. Mesela tecrübeler neticesinde havanın içinde çeşitli gazlar bulunduğunu biliyoruz. Gözümüzle havayı ve içindeki gazları göremiyoruz. Göremediğimiz için, aklımızı göze tâbi kılarak, (Hava ve gaz diye bir şey yoktur, olsaydı görürdük) demek aklı, tecrübeyi hiçe saymak olur.

Bugün fen yoluyla suyun, oksijen ve hidrojen denilen iki gazdan meydana geldiğini biliyoruz. Bu gazların biri yakıcı, diğeri de yanıcıdır. Suya bakınca, oksijeni de, hidrojeni de görmemiz mümkün değildir. Hattâ su renksiz olduğu için ağzına kadar dolu bir şişedeki suyu bile göremeyiz. Aklı göze tâbi kılarak, (Şişede su, suda da gaz yoktur)diyebilir miyiz?

Bazı zehirli gazlar, renksiz ve kokusuz olduğu için görülemez ve varlığı anlaşılamaz. Tüpteki bir gazın çıkıp da odadaki insanları zehirlememesi için gaza koku katılmaktadır. Bu sayede bir odadaki gazı gözümüzle görmediğimiz hâlde, kokusundan anlarız. Koku yoksa gaz da yok denir mi?

İki biberin birinin tatlı, diğerinin acı olduğunu gözümüzle anlayamayız. Gözün vazifesi bu değildir. Gözle küçük mikroplar görülemediği gibi, çok uzaktaki koca bir insan da görülemez. Göremediğimiz için bunlara yok denir mi?

Göz her şeyi göremediği gibi, kulak da her sesi işitemez. Sağlam bir kulak, belli bir frekans ve belli bir uzaklıktaki sesleri işitebilir. Şu anda, Ankara’da insanlar konuştukları hâlde, biz onları duyamıyor, göremiyoruz. Biz duyamıyoruz diye, onların konuşmadığını iddia edebilir miyiz? Evimiz içinde çeşitli frekansta sesler bulunduğu hâlde, bir radyo olmadan bu sesleri duyamıyoruz. Biz bu sesleri duyamıyoruz diye, varlıklarını nasıl inkâr edebiliriz?

Bu bakımdan ateist inkâr etse de, fenne inanan bir insan, göremediği şeyi inkâr edemez. Aslen var olup da, göremediğimiz şeyleri akıl reddedemez.

Bazı gezegenlerin varlığından haberdar değiliz. Bugünkü fen, bunları anlayamadığı için başka gezegenlerin yokluğu iddia edilemez.

Misalleri çoğaltmak mümkündür. Fenden anlayan bir ateist, sadece, (Gözümle görmediğim için, cin, şeytan, melek gibi varlıklar vardır diyemem ve inceleme alanına girmediği için yoktur da diyemem) derse, daha insaflı hareket etmiş olur. Ama bunu hiçbir ateist demiyor, hepsi de körü körüne Allah’ı inkâr ediyor. Hâlbuki, bir yaratıcının varlığını ispat eden sayısız deliller vardır. Bu gerçekleri ancak mutaassıp [bağnaz] ateistler inkâr eder. İnkâr etmesi de akla ve bilime aykırıdır.

Âhirete giden var
Ateist, (Âhirete gidip gelen mi var?) diyor. Evet, âhirete gidip gelen vardır. Yalan söylemediği, dost düşman, dinli dinsiz herkes tarafından kabul edilen, lakabı Emin olan biri vardır. Muhammed-ül-emin, güvenilen, doğru söyleyen Muhammed demektir (sallallahü aleyhi ve sellem). Müslümanlar ve müşrikler, (Bu kesinlikle hiç yalan söylemedi) demişlerdi. Adı Emin olarak meşhur olmuştu.

(Peygamberim) dediği zaman, sadece o devrin müşrikleri yani ateistler inkâr etmişlerdi. Müslümanlar da, yalan söylemediğini, hep doğru sözlü olduğunu bildikleri için tasdik etmişlerdi. (Ben bir anda Cenneti, Cehennemi ve öbür âlemi dolaşıp geldim) dedi. O devrin ateistleri, (Bu iyice delirdi) dediler. Fakat akıllı insanlar, akıllı iş adamı Hazret-i Ebu Bekir gibiler, (O demişse doğrudur) dediler. Müşrikler, imtihana kalkıştılar. (Kudüs’e de gittiğine göre, Kudüs’teki caminin kaç penceresi, kaç direği var?) diye sordular. Hepsine doğru cevap verdi. Ama ateistin aklı, inkârla örtülü olduğu için, yine yaratıcıyı kabul edemedi.

Güneş’in, Ay’ın, ağaçların, meyvelerin, hayvanların, balıkların, denizlerin yalanı olur mu hiç? Bunlar nereden geldi? Bilimsel bir cevap vermek mümkün mü? Ateist yoktan bir meyve yaratamıyor, sayısız nimetler verilmiş, vereni göremiyor, inkâr ediyor. Eser meydanda, Güneş açıkta, yapanını, ustasını inkâr etmekle bunlar yok sayılmaz. İnsan vücudundaki harikaları hangi güç, hangi teknik yapabilir?

Asırlardır, bilim inceliyor, (Hepsi doğrudur) diyor. Bu doğrular, vücudun harika işleyişi kendiliğinden mi oluyor? Bunu bir yapan yok mu? Bunlar, evrimle, devrimle olacak şeyler değildir. Diyelim teknik çok ilerledi, bir karınca yapıldı, ama can verilemez. İnsan ve teknik çok âcizdir. Ateist Nazım Hikmet, (Turum turum makineleşmek istiyorum) diyordu. Makine olsan, gümbür gümbür çalışsan ne olacak? Bir çocuk düğmene basıp susturur. Makine insandan nasıl üstün olabilir? İnsan olmak yerine cansız makine olmak istemek ne kadar basittir. Evrimci de, insandan gelmek yerine, hayvandan gelmeyi tercih ediyor. Ne ahmaklık…

Teknik ve bilim çok ilerlediği hâlde, bırakın bir kuş, bir balık yaratmayı, insan bir domates, bir buğday tanesi bile yaratmaktan âcizdir. O hâlde kâinattaki bu muazzam işler kendiliğinden nasıl oldu? Ateist bunu düşünmekten âcizdir.

(Dünya Güneş’ten koptu) deniyor. Güneş nereden geldi? Dünyadaki su, hava, madenler nereden geldi? Kör bir tesadüfün eseri diyemezsin, desen de, ilme aykırı olur. Asırlardır bilim inceliyor, tesadüfle hesaplı kitaplı muazzam işlerin kendiliğinden olduğunu söyleyemiyor. Kendiliğinden, tesadüfen olduğuna nasıl inanıyorsun? Aklı olan buna hayret etmez mi? Ateistin biri, bunu yapan bir güç var dese, acaba dinsizliğine bir zararı olur mu? Zararı yoksa doğrusunu söylemekten niçin bu kadar çekiniyor? O inkâr etse de, mızrak çuvala sığmaz, minareye kılıf bulamaz ve güneş balçıkla sıvanamaz.

İnkârcıların, bu gerçekleri inkâr etmesi yadırganmaz.

(Bilim adamlarının çalışmalarına nokta konmaz) diyor. Noktayı koyan kim de böyle iftira ediliyor? Diyelim ki biri noktayı koydu. Bu nokta koymak, bir yaratıcıyı inkâr için geçerli bir sebep olabilir mi? İnsan, hayvan, bitki ve cansız varlıklar, inkâr edilebilir mi? Bunların tesadüfen olduğu söylenebilir mi?

Be Sociable, Share!

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir